2 Mart 2012 Cuma

ÇERKES KARADAĞ ELEŞTİRİSİ

“Hayatın her alanında karşımıza çıkan fotoğraf, aynı zamanda -tartışmasız- yaratıcılığı sosyalleştiren ve geliştiren en demokratik uğraş olarak kabul görmektedir.”

Bir sürü yanlış anlama: Fotoğraf yaratıcılığı sosyalleştirmez. Genel olarak, hiçbir sanat alanı yaratıcılığı sosyalleştirmez, yalnızca onu sosyal söylem düzlemine taşır. Bunun dışında, sanatın bireysel ve sanal söylem düzlemleri de vardır. Sanal söylem düzleminin yeniliğinin gösterdiği üzere, daha birçok yeni söylem düzlemi de devreye girebilir, girmeyebilir de. Tarihte her ikisi için de örnekler görüyoruz.

“Küreselleşmeye zorlanan dünyada, yaygın bir uğraş olarak benimsenen fotoğraf, aslında kendi varlık nedenlerine çok ters biçimde, hem ehlileştirilmiş, hem de geleneksel belgesel tavrı gözlerden iyice uzaklaştırılmıştır.”

Dünya küreselleşmeye zorlanmıyor, zorlanan insanlar. Boş alan yeterince var, bakan görür, isteyen oraya yürür. Fotoğrafın ehlileştirilmesi ve geleneksel belgesel tavrı, fotoğrafın kendi varlık nedenleri arasında yer almaz. Fotoğrafın kendi varlık nedenleri arasında yer alabilecek biricik alan onun görselliğidir ama o da zorlanabilir ama o yazı alanımızın dışında kalıyor. Fotoğraf ehlileştirilmez, fotoğrafçı ehlileştirilir. Belgesel tavır denli, diğer tavırlar da, örneğin güzellik takınağı, fotoğrafın varlığıyla birlikte, hatta ondan önce, resimle birlikte zaten vardı. Burada fotoğrafın üstkümesi olan sinemadan alıntı yapmak gerek: Sinema Lumiere ve Melies ile başladı. Melies görsel bir jonglör idi ama ‘Kuzeyli Nanook’taki kurmacaları belgesel diye sunmadı. Fotoğraf için, bakınız aynı çıkarsamalar.

“Anlaşılan o ki dünyanın her yerinde birtakım resmi güç odakları; beyinleri ele geçirmek ve toplumsal gerçekleri dikkatimizden uzak tutmak amacıyla, fotoğrafın masum yüzünü gerçek amaçlarının önünde paravan olarak koymaktan kaçınmayacaklardır.”

İktidar seçkinleri kitleyi böyle tavlamaz ve avlamaz. Tıpkı reklamlar gibi, belirli bir oranda tutmak üzere (ki o nadiren % 50’yi geçen bir başarı yakalar), yalan söyler. Ancak toplumsal yalanlar da vardır, bunu Stalin’den ve Mao’dan biliyoruz. İsteyen hiç kimsenin dikkati toplumsal gerçeklerden uzak tutulamaz, aç birine açlıktan söz edilmez, Atina-Sparta anekdotunda olduğu gibi, boş buğday çuvalı göstermek yeterlidir. Fotoğrafın masum yüzü yoktur, hiçbir zaman da olmadı. Yalan söylememiş belgeselci tanımıyorum. Toplum kendini satmak istemedikçe, iktidar seçkinleri toplumu satın alamaz, bakınız gecekonduların zenginkondulaşması süreci 1983-2008.

“Sanal ortama taşınan görüntülerin büyük bir bölümü, ne yazık ki yaşamın anlamını yansıtmaktan çok, kendi yeni biçimlerini ve yaratılan kurmaca anlamları bize onaylatma amacında olduklarını açıkça göstermektedir.”

Kafka’nın kendisi toplama kamplarını kastettiğini söylemedi, biz ondan öğrendik. Fassbinder, Birleşik Almanya’nın Hitler’i aşan faşizmini söylemedi, biz ondan öğrendik. Sanal dünyanın sakıncalarını da Gibson’dan öğrendik ve onların arasında burada sayılanlar yok. İnsanın doğası, yaşamın anlamı yoktur, verilmez. Eğer var olacaksa, kendin yaratırsın ve o açtığın yolu kimin izleyip izlemeyeceğini saptama hakkın yoktur, epistemolojik olarak böyledir. Aristo, ne Gazzali, ne de Thomas yorumunu kabul etmezdi, çünkü tek tanrılılık bildiğimiz kadarıyla, onun tasarımlarında yoktu. Televizyon, kurmaca anlamları bize onaylatma amacı taşımaz, tıpkı reklamlar hesabı, ya tutarsa diye, atış yapar. Vurulmamak sizin görevinizdir. Sanallık kölelik değil, özgürlüktür, epistemolojik bir özgürlük, saatta 1.000 sayfa ve 10.000 fotoğraf izlenebilen bir özgürlük. Onu kafes yapan, zihni kafes olanlardır.

“Görme, yepyeni bir kültür biçimidir.”

Fotoğraf henüz resim tarihine bir şey ekleyebilmiş durumda değil. Goya’nın resimlerinin benzer fotoğrafı var mı elimizde? (Bu arada var da, birileri onu saklıyor aslında ama az biraz kamuya sızıyor bu görsel bilgiler.)

“Fotoğraf gerçeği hem kaydeder, hem de bu gerçeği temsil eder.”

Fotoğraf gerçeği az kaydeder, çok daha az temsil eder. Tikel, tümel sayılamaz. Felsefe böyle söylüyor, ben değil.

“Günümüzde deklanşör herkesi sanatçı yapmıştır!”

Zor dostuum, zoor...


(16 Aralık 2008)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder